Print Shortlink

Vakıflı’yı Kaybetmek…

2012 Kasım 26

 

TAMER YAZAR

Aslına bakarsanız “kaybetme” kelimesi noktasında durup da gerisine bakmayanlardanız.

Kaybettiklerimizi çabuk unutanlardanız hatta…

Hani her şeyin bir alternatifi olduğunu düşündüğümüzden belki de!

Ama aslında yanılırız…

Hatta kandırırız buna dair gerçeklerimizi…

Ama en çok da kendimizi!

Ne boşalan dolar ne de yeniden doldurulan gerçekten de dolar…

Boşluğumuz hep aynı yerde durur…

O bize bakar biz de kendi ellerimizle çizdiğimiz yeni resmin karanlığına!

Konu mu?

Hatay’daki Vakıflı Köyü…

Hani Türkiye’nin tek Ermeni Köyü…

Hatay’ın markasal rüzgârı içinde kendine yer bulan yaşam alanı…

Kendi “mozaik” sloganlarımızın özgürce nefes alan coğrafyası…

Ama en çok da, Ermeni başlığında yaşanan tartışmalarda, ama taciz edercesine mikrofon uzatıp ardından da Milliyetçi sloganlara ortak olması beklenenler…

Genelde de bunu yapanlar… !

Belki isteyerek… !

Ama çokça da korkudan…

Kim bilir… !!!

Yeni korkuları mı?

Kaybolmak…

Ya da” yok” olmak…

Ama kendi elleri ile değil, bizlerin eli ile çizdiği o karanlığın resminde!

Ama “aydınlık” sloganları ile çizerken hele ki o resmi…

Belki kazara…

Belki istemeye istemeye…

Ya da…

Korkunun nedeni mi?

Hatay’ı Büyükşehir yapacak olan yeni yasal düzenleme ile Vakıflı Köy’ün “köy” statüsünü ve birçok hakkını kaybediyor oluşu.

Peki, bu kaybediş, karanlığa karışan gölgeler gibi yer mi geride kalanları?

Yoksa yersiz mi tüm o korkular?

Ya buraya eklenen kelimelerin fotoğrafında köylerine bakıp sorularına cevap arayanlar!

Onların cevapsızlığına eklenen de mi yersiz?

Özellikle de, “Tasarı köyün demografik yapısını tamamen değiştirebilir. Eğer gerekli önlemler alınmazsa zamanla tarihten silinebiliriz. Eğer mahalle olursak, köydeki bütün araziler, bağlı bulunduğumuz belediyenin tasarrufuna geçiyor. Buralar imara açılabilir. Toplu konut yapılabilir. Restoranlar, içkili mekânlara ruhsat verilebilir. Vakıflıköy Halkı bu konuda tedirgin ve huzursuz” diyen Vakıflıköy Surp Asdvadzadzin Kilisesi Vakfı Başkanı Cem Çapar noktasında ve o noktada biriken Köy Halkı adına…

Ya, Cumhurbaşkanı tarafından da onaylanacak yasa ile köylerinin 10 sene içerisinde yok olacağına dair konuşan Muhtar Berç Kartun’a ne cevap vermeli?

Türkiye, sahip olduklarıyla Türkiye!

Ne eksiği ne fazlası…

TBMM çatısı altında Alevi Cemaati’ne bağlı vekiller için oruç düzenlemesi yapılırken buna destek veren bizlerin gerekçesi de buna dair Türkiye değil miydi sahi?

Peki, o Türkiye için ihtiyacımız olan hassasiyetleri devreye soksak mı bir kez daha?

Parmaklarını ovuşturanların köşesinde sırıtan yüzlere fırsat verecek olası gelişmelere bugünden dur desek mi?

Çünkü kaybedeceğimiz tek şey sadece “az kalan nüfusu ile nefes almaya çalışan” bir köy olmayacak…

Ama o geride kalanları ile Hatay’ı Hatay yapan fotoğrafın önemli bir parçası da kaybolacak…

Sloganlarımızın rüzgâra karıştırdığı çığlıklarımızdaki “hoşgörü” de toz olup savrulacak…

Parmaklarımızın arasından kayanlar ise bir daha yerine konulamayacak…

Belki konu ile çok paralel değil ama, Atina’da bulunduğum bir dönem, 6 – 7 Eylül 1955 döneminde İstanbul’u terk etmek zorunda kalan yaşlı bir Rum’la tanışmıştım. Terk etmek durumunda kaldığı ülkesi adına gözyaşı dökmüştü… Hatırladıkları adına… Anıları adına… İstanbul adına… Ama yaşanan tüm o kanlı olaylara rağmen ne sevgisini kaybetmişti ne de bir gün ölmeden yeniden görmek istediği eski mahallesine dair umudunu…

Mesaj mı?

Kaybettiklerimiz…

Yerine tekrar koyamadıklarımız…

Hani ne şekilde olursa olsun…

Bazen zorla bazen yasayla…

Anlayacağınız, konu ne Hatay ne Türkiye, konu Anadolu topraklarının ötesinde dünden bugüne kalabilmiş olanlar… Dünde eksilttiğimiz sevgiyi bugün muhafaza edebilmiş olanlar…

O yüzden bunca çaba, serzeniş ve o yüzden bunca kelime, paragraf ve vicdan sunumu…

Kendine iyi bak Türkiye…

 

Kaynak

AGOS

 

 

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.