Print Shortlink

İstanbul Ermeni cemaatinde yeni eğilim

2012 Ekim 3

 

Anahid Kardaşyan

Ermeni halkı devletten yoksun olması şartlarında, yüzyıllar boyu kilise etrafında birleşmiş, kilise, halkın önderliğini üstlenmiştir

1453 yılında Fatih Sultan Mehmet Konstantinopel’i (İstanbul-çevirmenin notu) ele geçirdiğinde, gayrimüslim tebaanın yönetimi için Milletler Sistemi’ni benimsemiştir. Milletler Sistemi’nin, Osmanlı İmparatorluğu’ndan önce de var olduğunu burada belirtmek gerekir. 

O zamana kadar Balkanlarda, Küçük Asya’da ve Yakın Doğuda benzer etnik-dini cemaatler var olmuştur.

Milletler Sistemi, dinsel-siyasi bir teşkilat olarak gayrimüslim tebaaya, kendi iç sorunlarını cemaat içinde çözme imkânı vermekteydi.

Milletin yöneticisi, milletin üyeleri tarafından seçiliyor ve Sultanlık beratıyla tasdik edilerek, görevine başlıyordu. Dini cemaatlerin liderleri, iç işlerini düzenlemek ve cemaati tek başlarına yönetme yetkisine sahipti.

Osmanlı İmparatorluğu’nda, Sultan’a karşı cemaatlerin tek yetkili temsilcisi, cemaatlerin ruhani önderleri olup, cemaatin hem dini, hem dünyevi önderi olarak kabul edilmekteydi.

İstanbul Ermeni Patriği, İmparatorluk dâhilinde yaşayan Ermenilerin temsilcisi ve sözcüsüydü.

Belirtmek gerekir ki, Osmanlı İmparatorluğu döneminde İstanbul Ermenileri, dini kuruluşların haricinde siyasi ve ulusal kuruluşlara sahip olmuşlar, fakat bunlar cumhuriyet döneminde ortadan kaldırılmışlardır.

Türkiye Ermeni cemaatinin geleneksel düzeni içinde kilise ve okul etrafında şekillenmiş vakıflar ve dernekler göze çarpmaktadır.

 1915 Soykırımı’nın ardından dünyanın dört tarafına yerleşen Ermenilerin düzeninde kilise tekrar büyük bir rol oynamıştır. Lakin diaspora cemaatlerinde dini kurumların yanında, hemşerilik dernekleri gibi, dünyevi kuruluşlar da olmuştur.

Aynı durumu Ermenistan Cumhuriyeti’nden göç eden Ermeniler arasında da görmekteyiz.

Dünyanın hangi köşesine yerleşmiş olsak da, muhakkak hemşerilik dernekleri kurmuşuz ve kuruyoruz. Maraş Ermenileri Derneği, Sasun Ermenileri Derneği, Moskova’da Aygedzorlular Derneği vs.

 İstanbul Ermeni cemaatinin yaşamında hemşerilik dernekleri ve platformları hayli yeni bir durumdur.

 Son yıllarda İstanbul’da kurulan hemşerilik derneklerinden Vakıflı Köylüleri Derneği, Malatya Ermenileri Derneği, Sasun Ermenileri Derneği ve Dersim Ermenileri Derneği’ni sayabiliriz.

 İstanbul Ermeni cemaatinde şekillenen bu olguyla ilgili, İstanbul’da yayınlanan “Agos” haftalık gazetesinin Ermenice kısmı redaktörü Pakrat Estukyan’la görüştük.

 

-Bay Estukyan, son zamanlarda, İstanbul Ermeni cemaatinde yeni bir olgu olan hemşerilik dernekleri ve platformlarının oluşması gözlemlenmektedir. Ben bunun Türkiye Cumhuriyeti’ndeki değişimlere bağlıyorum. Bu dernekler nasıl bir gelişme arz edecekler? Bunları gelecekte cemaatin yönetim alternatifi olarak görmek mümkün olacak mı?

-Bu süreç, 10 yıldan fazla sürmektedir. 10-11 yıl önce ilk defa olarak Musa Dağı’nın eteklerinde bulunan Vakıflı Köyü’nün günümüzde İstanbul’da yaşayan sakinleri kendi hemşerilik derneğini, Vakıflı Köyü Hemşerilik Derneği’ni kurdular. Bu ilk denemeydi, eskiden var olan benzer dernekler cemaat içinde faaliyet sürdürmekteydi. Bu dernekler, okulların öğrencileri tarafından oluşturulan dernekler olmuştur. Örneğin Getronagan mezunlarının oluşturduğu Getronagan Mezunları Derneği, Mıkhitaryan Mezunları Derneği, Karagözyan Mezunları Derneği, Bezciyan Mezunları Derneği, Esayan Mezunları Derneği ve diğer benzer dernekler. Neredeyse okul sayısı kadar öğrenci derneklerimiz var. Bu dernekler ruhanilerin egemenliği dışındadır, kendi yönetim kurulları vardır ve tüzüklerine göre iki yılda bir veya her yıl seçim yaparlar. Derneklerin bir kısmı tüzüğünü önceden her yıl seçim yapılmasına göre ayarlamıştı, daha sonra kolaylaştırarak, iki yılda bir yapmaya başladılar. Dernek üyeleri yönetim kurulunu seçer ve bu kurulun faaliyetleri gerçekten de çok şeffaftır. Yani, herkes bu seçimlerde yönetime seçilebilir, hâlbuki kilise yönetim kurulları seçimleri böyle değildir, belli bir çevre içine hapsedilmişlerdir. Ben mesela Getronagan mezunuysam ve Getronakan’ın yönetiminde çalışmak istiyorsam, arkadaşlarımla önceden fikir alışverişinde bulunurum ve şayet grubu ikna edebilirsem, bana destek olanlar sayesinde, birkaç kişiyi de orada ikna ederek, seçimde galip gelebilirim. İşte bu kadar şeffaf ve ulaşılırdır dernek yönetim kurulu seçimleri. Hemşerilik dernekleri şimdi nasıl bir görüntü arz edecekler bilemem, sadece Vakıflı Köyü Hemşerilik Derneği’dir 10 yıllık bir mazisi olan, diğerleri çok yeni. Yönetimler, henüz kuruculardan oluşmaktadır. Toplumumuzu sağlıklı bir topluma dönüştürebilmek için ruhani yönetimin yanında dünyevilerin de sesinin yükseltilebileceği kurumlar oluşturabilmeliyiz, bu ise bizde yok. Bu da, devletin bunu istememesinden kaynaklanmaktadır. Karşısında muhatap olarak patriği görmek ve onunla bazen biraz kaba, bazen ise kibar, kendi istediği gibi konuşmak devlet için avantajlıdır.

Bazen, “ben seni bir din adamı olarak görüyorum başka konulara karışamazsın” diyor, bazen de en siyasi konularda ondan destek talep ediyor. Bu yüzden de devlet, başka bir sesin varlığını istemiyor.

Belirtmiş olduğunuz gibi, Türkiye’de şimdi değişimler oluyor, fakat demokrasi olduğunu söyleyemem, henüz bu sözcükten uzağız, fakat demokrasiye doğru gitme ümidi var. Bu durum da zaten ülkede sivil toplum kuruluşlarının hareketlenmesine ve biz, Türkiye Ermenilerinin giderek gelişmesine vesile oldu. Şimdi bu hemşerilik dernekleri haklarına sahip çıkmaya çalışıyorlar, ellerinden geldiği kadar mezarlıklarını ve kiliselerini onarmak istiyorlar. Herhangi bir öngörüde bulunmak istemiyorum, gelecek bize gösterecektir.

 

Benzer derneklerin varlığı olgusuna devlet nasıl bakıyor? Bildiğim kadarıyla, belli bir prosedür var ve dernekler buna göre kayıt edilmektedir. Bu yolda engeller çıkıyor mu?

-Derneklerin kayıt kanunu ve vakıfların özel yönetmelikleri var. Tüm derneklerimiz bu yönetmeliklerde öngörülen aşamalardan geçtikten sonra resmi olarak kabul edilirler. Lakin şimdi bir başka durum daha var, kurumların resmen kabul edilme mecburiyeti yok. Siz şayet bir dernekseniz, resmi bir kurumsunuz ve belgelere, defterlere sahip olmanız gerekir. Gerekli olduğu hallerde müfettişler, nasıl çalıştığınızı görmek için sizi kontrol edebilirler. Resmileştirme durumunda bu mekanizmalar çalışır.

Fakat platform denen olay var, örneğin 5 kişi birleşerek bir platform meydana getirdiklerini ve şu-şu konuda açıklama yapacaklarını belirtirler.

Bu durumda sadece açıklamalar yapabilirler, yani resmi bir durumları yoktur, fakat bu platformlar çalışmaktadır. Örneğin Hrant’ın katledilmesinden sonra “Hrant’ın Arkadaşları” diye bir platform oluştu. Resmen tanınmamıştır, fakat basında açıklamalar vermekte, çağrıda bulunabilmektedir. Hrant’ın davası için topluma, gelin Hrant’ın mücadelesini sürdürelim, adil yargılama talep edelim demekte ve altına “Hrant’ın Arkadaşları” olarak imzalamaktadır. Hrant’ın bu arkadaşlarının kimler olduğu pek o kadar da net değildir. Birkaç isim belirtmek mümkündür, fakat gerçekte kaç kişi oldukları, kim oldukları belli değil.

Hem platformlar var, hem dernekler. Daha uzun süreli niyetleri olanlar resmileşmektedir. “Hrant’ın Arkadaşlarını” gelecek için bir araya gelme ihtiyacı olmayan kişiler olarak örnek gösterdim. Onları birleştiren Hrant’ın davasıdır. Dava, gerektiği gibi sürerse, artık bir araya gelme ihtiyaçları kalmaz ve dağılırlar.

 

Türkçeye çeviren Diran Lokmagözyan

 

Kaynak

Agunk.net

 

 

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.