Print Shortlink

“Ermenilerle ilgisi olmayan trajedileri, Ermeniler ve Türklerin acısı arasında denge sağlamak için kullanmak riyakâr bir yaklaşımdır”. Ara Sancıyan

2012 Ağustos 3

 

Akunq.net* web sayfasının, Michigan Üniversitesi (Dirborn) (University of Michigan-Dearborn) Ermeni Araştırmaları Merkezi yöneticisi Doktor Ara Sancıyan’la** yaptığı röportaj.

– 2015 yaklaştıkça, hem Ermeni, hem de Türk tarafının girişimleri o ölçüde artıyor. Türkiye, daha birkaç yıl önce açık inkâr politikası güderken, Ermeni Soykırımı konusunda Türkler tarafından sürdürülen politikanın yöneliminin bugün değişmiş olduğunu görmekteyiz. Bu yeni yaklaşım sizce başarılı olacak mı?

-Türk siyasi elit kesimi, 1915 Ermeni Soykırımının tamamen inkârı, tüm suçun Ermeni ve yabancıların üstüne atılması, Türkleri ve Osmanlı devletini tamamen masum, hatta kurban olarak gösterilmesi çabalarının başarıya ulaşamayacağını son yıllarda anlamış görünüyor.

Bu yüzden, 100 yıl önceki olayların ayrıntılarının tamamen tespit edilmesi, suçluların ortaya çıkarılması vs. imkânsız olduğu konusunda insanların akıllarında şüphe uyandırmak için şimdi daha da fazla çaba sarf edilmektedir.

Siyasi niyet tabii ki değişmemiş, sadece taktik değişmiştir.

Türk devleti, geçmişten miras kalmış olan bu acı dosyanın kapalı kalması ve yüz binlerce can kaybına sebebiyet vermiş olan Osmanlı canilerinin sorumluluğu, bu insanların Ermenilerden gasp etmiş oldukları mal varlıkları, imparatorluğun doğu vilayetlerinin cebren Ermenilerden boşaltılması sonuçları vs. konuların ele alınmaması için çalışmaya devam etmektedir.

Bunlar olmadan modern Türkiye kurulamazdı.

Türkiye’nin bu şüphe üretme taktiği bazı uzmanlar tarafından, sigara üreticisi uluslar arası şirketlerin, sigaranın insan sağlığına zarar verdiği konusundaki bilimsel görüşü zan altına alarak, serbest ticaret ve tüketim, serbest seçim hakkı sloganlarıyla engelsiz bir şekilde sigara satmaya devam etme konusundaki çalışma şekline benzetilmektedir.

Uluslar arası toplum ve basın alanında Türklerin bu taktiğinin başarısı, Ermeni ve yabancı soykırım uzmanları ve insan hakları savunucularından ne tür karşılık alacağına bağlıdır.

Bunu, jeopolitik ve ticari-ekonomik faktörlerin baskın olmaya devam ettiği, parlamentolar ve hükümetler tarafından Soykırımın resmen tanınması konusundan ayrı tutmak gerekir.

 

– Ermeni tarafının girişimlerini farklı bir düzeyde görmek istediğinizi söylediniz. Sizce nasıl bir duruş sergilemeliyiz?

Ermeniler için, Soykırımın resmen tanınmasının fiili önemi olacağı bir tek devlet vardır.

-Bu devlet Türkiye’dir. Kalan tüm tanınmalar araçtır ve hiçbir zaman gayeye dönüşmemesi gerekir. Bu yüzden Ermeniler, Türkiye’de basın ve diğer medya organlarında ses getirecek olan ve herhangi bir parlamentoda sunulan bir taslağı, Ermeni Soykırımı gerçeğini açık fikirli olarak ve herhangi bir formda tartışmaya hazır bulunan Türkiye’deki tüm gruplarla diyalogu daha da derinleştirmek için paralel olarak kullanabilmeleridir.

Bazen birbirlerinden farklı vurgulamalara sahip olsalar da, şimdiden birkaç böyle grup var.

Ermenilerin yaklaşımı, becerilerini geliştirerek, Türk toplumunun farklı katmanlarıyla diyalog geliştirmek ve Soykırımın tanınmasının Türkiye için menfi olmayıp, tersine ülkenin uluslar arası kredisini yükselterek, müspet sonuçları olacağı konusunda giderek daha fazla insanı ikna etmek olacaktır.

Sorun burada bir kazanan veya kaybeden sorunu olarak yorumlanmamalıdır. Sovyet sonrası Rusya, Katin ormanlarında Polonyalı subayların katledilmesinin, Almanlar tarafından olmayıp, Stalin’in emriyle gerçekleştirilmiş olduğunu kabul ederek uluslar arası itibarını zedelemedi.

Türklerde maalesef hâlâ bu sorun var. 100 yıl önce ülkelerinde soykırım yapıldığını kabul ettiklerinde, bunun modern Türkiye’ye menfi etki yapacağını zannediyorlar. Tersine, soykırımı kabul edip, Ermenistan’ın dostluğunu kazanarak, tahminen bölgede çok daha etkili bir rol oynayacaklardır.

Lakin bu sorun henüz iki tarafta da olgunlaşmamıştır ve mücadele ağırlıklı olarak “seni yeneceğim” mantığıyla yürütüldüğü sürece gelecekte de önemli gelişmeler bekleyemeyiz.

Türk devletiyle, Soykırımın tanınması konusunda yapıcı bir diyalogun başlatılması için daha çok erken, fakat toplum içinde yavaş- yavaş bu yaklaşıma hazır farklı katmanlar bulmak mümkündür

Türkiye’de ses getirip, basının dikkatini çektiklerinden dolayı, tasarılar bu açıdan iyi araçlardır.

Ermenilerin tam da o günlerde Türk basın organlarında görünerek, kendi görüşlerini açıklamaları açısından iyi fırsatlardır.

Bugün, bazı Türk medya kuruluşları, sırf reyting elde etmek için, Ermeni uzmanlar davet etmeye dahi yatkın olabilirler, böyle bir durum ise 10 yıl önce hemen-hemen imkânsızdı.

Önemli olan, nihayet bu bölgede tüm insanların tarih ve tüm kurbanların anısı hakkında sadece saygıyla konuşmaları ve Ermenilerin bu anlamda çok esnek olup, tüm yolları denemeleridir.

Hem caniler, hem de canilerin nesilleri tarafından bu cürümün herhangi bir şekilde haklı çıkartılmaması gerekir.

 

– “Futbol diplomasisi” olarak adlandırılan süreçten sonra, diaspora-Ermenistan ilişkilerinde bir çatlak oluştu sanki. Türkiye fırsattan istifade etmeyi deneyerek, diaspora temsilcileriyle ayrıca diyalog geliştirmeye çalıştı, fakat bence başarılı olamadı. Öteki adımı ise, Türkiye dışişleri bakanının Fransa’da yaptığı, Türk diasporasının sadece Türklerden oluşmayıp, Ermeniler, Yahudiler ve Yunanlılar de oluşmakta olduğu açıklamaydı. Bu açıklamayla ilgili görüşünüz nedir?

-Futbol diplomasisiyle ilgili diasporadaki hoşnutsuzluğun haklı olduğunu düşünüyorum. Ermenistan hükümeti, protokoller imzalanmadan önce diasporanın önemli taraflarına ne yapmayı planladığı konusunda haber vermeliydi.

Başkan Sargısyan parafe etmeden sonra, fakat Zürih imzasından önce, yurt dışında Ermenilerin yoğun olarak yaşadığı farklı merkezleri ziyaret ettiğinde, kendisini misafir eden diasporalı üst düzey şahıslar bu durumu doğrudan kendisine ilettiler.

Diasporada genelde her zaman modern Ermenistan’ın zorluklarını anlayışla karşılamaktadırlar, fakat tüm ulusu ilgilendiren bu konuda diasporanın katılımı konusunda istek var.

Sanırım, protokollerin parafe edilmesinden önce Ermenistan diasporanın önemli kuruluşlarının liderlerini bu sürece katmış olsaydı, muhakkak anlayış bulurdu.

Hatta diasporanın katılımı, imzalanan bu metni biraz düzene sokabilir veya hiç değilse Ermeni diplomasisinin hangi sorunlara eğilmesi gerektiğini daha netleştirebilirdi.

Ermenistan-diaspora çatlağının büyük olduğunu sanmıyorum. Ermenistan’ı ve diasporayı birbirlerine bağlayan halkalar çoktur ve diasporanın Ermenistan’a yönelik yaklaşımı sadece Ermeni-Türk ilişkilerine bağlı değildir. Diasporalılar, adaletin hüküm sürdüğü, anayasal ve siyasi mekanizmaların verimli çalıştığı ve ekonomik durumun iyi olduğu bir Ermenistan istiyorlar, çünkü bundan en çok yararlanan tekrar diaspora olacaktır.

Davutoğlu’nun söylediğine gelince, bu ve benzer açıklamalar ileriye yönelik olumlu, fakat tabii ki kararsız adımlardır.

Açıklamanın olumlu olan yanı, dünyadaki Ermenilerin, Türkler tarafından yıllar boyu üç kısma ayrılmış olmasıdır. Birincisi, “iyi Ermeniler”dir, bunlar Türkiye Ermenileridir ve genelde, Türk devleti tarafından Ermenilerin söylemesinin talep edildiği şeyleri söylerler.

İkinciler, “kötü olmayanlardır” ve bunlar “kurtarılabilir”. Bunlar, fakir ve zavallı Ermenistan Ermenileridir. Türkler, Ermenistan’daki Ermenilere ekonomik açıdan yararlı olunduğunda, sonunda onların da Türklerin istediklerini söyleyeceklerini sanıyorlardı. Üçüncüsü ise, Türk devlet görevlileri ve uzmanları açısından “kötü Ermenilerdir”, yani diaspora Ermenileri, Türkiye’nin iflah olmaz düşmanları.

Tüm bunlar esnasında Türk yorumcular, birinci (iyi) ve üçüncü (kötü) gruplar arasındaki farkın, salt Soykırım sonucuyla ortaya çıkmış olduğunu unutuvermektedir. Yani, İstanbullu Ermeniler ve diasporadaki Ermeniler Soykırım öncesinde aynı ülkede yaşamaktaydı. Aynı zamanda, günümüz Ermenistan’ında yaşayan insanların büyük bir kısmının, Soykırım eziyetlerini çeken nesillerin mirasçıları olduklarını da unutuyorlar.

Onları da Batı Ermeni’si olarak kabul ettiğimizde, günümüzde Doğu Ermenistan’da, Batı Ermeni‘si kanı taşıyan çok insan olduğunu ve bu insanların farklı dalgalar halinde 1915-1916, 1922-1936, 1946-1949, 1962-1988 ve 1991 yılında bağımsızlık sonrası gelenler olduğunu görebiliriz.

Davutoğlu’nun, Ermenileri Osmanlı, Anadolu veya Türk diasporası olarak anma konusundaki son yorumu, diaspora Ermenilerini, iflah olmaz kötü Ermeni olarak takdim etme alışkanlığından kısmen uzaklaşmaktadır, Türk milliyetçisi gözüyle Osmanlı devletinin veya Anadolu’nun insanı (bu durumda Ermeni) iflah olmaz derecede kötü olamaz ve onunla dialog kurmak mümkündür.

Davutoğlu’nun açıklaması, ileriye yönelik küçük bir adımdır. Gelecekte diyalog meydana geldiğinde, benzer fikirlerin daha da gelişeceği ümidindeyim.

Türk hükümeti tarafından benzer fikirlerin geliştirilmesi, Soykırımın kesin ve kati bir şekilde telin edilmesi konusunda önemli bir adımdır.

Soykırımın nihai tanınması ve telin edilmesine adım-adım varacağız sanıyorum. Benzer küçük açıklamalar bu sürece yararlı olacaksa, neden karşı koyalım?

Bu dönemde esas sorun, Türkiye’nin resmi duruşunun istikrarlı olmamasıdır, diasporaya yönelik sert ve yumuşak söylemler birbirlerini izlemektedir.

Türk hükümetinin bugün dahi Soykırımı kabul etmeye hazır olmadığını görmekteyiz.

Arıyor, fakat hem kendisi, hem de Ermeniler için tatmin edici olan bir formül bulamıyor.

Bu yüzden de Ankara geleneksel sert duruş ve daha yumuşak yaklaşımlar deneme arasında gidip gelmektedir.

 

– Türk üst düzey görevlilerinin açıklamalarına bakınca, Türk üst düzey görevlilerinin, er veya geç Ermeni Soykırımı olgusunu tanıyacaklarını anladığını görmekteyiz. Lakin, Soykırımı kabul etmeyi deneyen her hükümet sert tenkitlerle karşılaşacaktır.

Bu yönetimin, acıları paylaşıp, özür dileyerek adım-adım Soykırımı kabul etme sürecine yaklaştığını söyleyebilir miyiz?

-Recep Tayyip Erdoğan’ın bu hükümeti, eminim ki Soykırımı resmi olarak tanımayacaktır. Erdoğan, inkârcı duruşuna fazlasıyla sıkıştı ve artık, rakipleri tarafından istikrarsız biri olarak itham edilemeden duruşunu değiştirmesi imkânsızdır.

Türkiye’de devlet tarafından desteklenen inkâr siyaseti on yıllarca devam etmesine rağmen, Türk siyasi elit içinde alternatif yollar arama konusunda gizli görüşmeler yapıldığına dair veriler arada bir yayılmaktadır.

Bunlardan birkaçını hatırlayalım. Yunanlı diplomat Leonidas Khırizantopulos, Yerevan anılarında, Türk meslektaşı Mahmut Dikerdem’in, zamanında dışişleri bakanlığına Soykırımı kabul edip, suçu Osmanlı’nın üzerine atarak, günümüz Türkiye’sinin, Osmanlı’dan farklı olduğunu öne sürmeyi önerdiğini, fakat kabul görmediğini yazmaktadır.

Uzun yıllar Türkiye’de yaşamış olan gazeteci Andrew Finkel’in birkaç yıl önce yazdığına göre Türkiye dışişleri bakanlığı tarafından bu konu görüşülerek, şimdiki yaklaşımın değişmeden sürülmesine karar verilmiştir. Gerekçesi ise, dışişlerinin fikrine göre Soykırımı inkâr siyasetine devam etmenin, kabul edip, ardından tazminat için ortaya konacak talepleri ödemekten daha az masraflı olduğu görüşüydü.

Son olarak, birkaç ay önce ortaya çıkan belgelere göre, rahmetli cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın talimatıyla, Türkiye tarafından Soykırımın tanınmasının maliyetinin ne kadar olacağına dair 1980 yılında iki araştırma gerçekleştirilmiş olduğudur, birinci araştırma o günlerin, ikincisi ise 30 yıl sonraki maliyeti tespit edecekti.

Acıları paylaşma, özür dileme gibi, devlet tarafından himaye edilmeyen farklı girişimler, şüphesiz ki hâsıl olan zor durumdan en az kayıplarla çıkabilme konusundaki Türklerin çabalarının bir parçasıdır.

Ben şahsen, günümüz Türk neslinden, 1915’te vuku bulanlarla ilgili özür dilemesini talep etmiyorum.

Modern Türk aydınlarının ve toplumunun, hükümetin sürdürdüğü inkâr politikasını telin etmesini tercih ederim.

Özür dilemesi ve yaptıkları için cezalandırılması gerekenler maalesef artık hayatta değiller ve onların tek yargılayıcısı Tanrı veya tarih olacaktır.

Acıları paylaşmanın farklı şekilleri olduğundan dolayı, acıları paylaşma önerisi çok daha tartışılır bir girişimdir. Şayet acıları paylaşmak Türk liberaller veya birkaç ay önce Kürt partisinin TBBM’nde sunmuş olduğu plan uyarınca olacaksa, ben bunu olası nihai tanıma yolunda küçük ve önemli bir adım olarak memnuniyetle karşılarım.

Tanıma sürecinin ağır ve uzun olacağı konusunda emin olduğum için tüm yarım adımları, sorunun özüne darbe vurmadıkları sürece memnuniyetle kabul etmeye hazırım.

Lakin acıları paylaşma taktiği riyakâr bir şekilde de kullanılabilir. Türk tezlerine göre hazırlanmış olan bir film geçenlerde bu başlıkla Al Cazire televizyon kanalından gösterildi. Sanırım bu, Süzan Khardalyan’ın “Büyükannemin dövmeleri” adlı ve daha önceden aynı kanaldan gösterime girmiş olan filme bir karşı ataktı.

Bu filmde “ortak acı” diyerek, Ermenilerin acısı ve Türklerin acısı arsından bir denge sağlamaya çalışıp, Ermeni trajedisinin çapları gölgede bırakmaya çalışılmaktaydı.

Türkler son zamanlarda sıklıkla, Balkan Savaşları (1912-1913) ve Gelibolu’da (1915) çok sayıda Müslüman’ın da hayatını kaybetmiş olduğunu ortaya koymak istemektedir. Lakin bu kan dökülmelerine Ermeni tarafı ne katılmış, ne de bu olayları reddetmiş veya gölgede bırakmaya çalışmıştır.

Türk tarafının benzer kıyaslama yapma denemeleri riyakârlıktır.

Devlet veya toplumsal çevrelerden gelen, Türk tarafının her bir girişimi ayrı-ayrı tetkik edilmelidir.

Türklerin bu girişimlerine karşı akıllı duruş sergileyebilmek için sanırım, neyin pazarlık konusu olmadığı ve neyi Türklerle görüşme konusu yapabileceğimize dair önce genel bir Ermeni uzlaşmasına sahip olmalıyız.

Bu arada, özellikle diasporalı aydınlarla yaptığım görüşmeler, siyasi açıdan aktif olan diaspora Ermenilerinin aklında bu eşiğin artık hayli kesinleşmiş olduğunu göstermektedir.

 

– Türk toplumunda tabunun sanki kırılmış olduğu ve Ermeni kökenli büyükanneler veya torunların ağzından 1915 hakkında Türk toplumunun konuştuğu gözükmektedir. Sizce Türk toplumu geçmişiyle yüzleşmeye hazır mı?

-Toplum, haliyle tek tip bir kitle değildir ve sürekli olarak siyasi açıdan daha aktif gruplar tarafından yönlendirilmektedir. Herhangi bir Türk toplum grubu Ermeni Soykırımı’nı daha iyi tanıma niyetiyle girişimde bulunduğunda, büyük bir ihtimalle diğer Türk kesimleri tarafından bunlara karşı menfi reaksiyon gerçekleşecektir.

Bu çok tabiidir, çünkü Türk toplumu 90 yıl bu şekilde eğitildi ve hiç kimse ataları hakkında menfi konuşmak istemez.

Bu yüzden de, başarıya ulaşma şansı olan girişimlerin mimarlarının, tam da yöneten elit tabaka olması gerektiğini düşünüyorum.

Örneğin, herhangi bir Türk televizyon kanalı, tartışma konusu olarak, Soykırımla ilgili Ermeni görüşlerine yakın duran belgesel filmler gösterme cesaretinde bulunduğunda Ermeniler bunu memnuniyetle karşılayacaktır, çünkü bu, önemli sayıda Türklerin, artık Ermenileri dinlemeye başladıkları ve geniş Türk kitleleriyle doğrudan irtibat kurmalarına izin verdikleri anlamına gelmektedir.

Lakin Türkiye’de Ermeni sorununun serbestçe ve kitlesel olarak tartışılması noktasına henüz ulaşmış değiliz.

Günümüz durumuyla, Ermeni Soykırımı konusundaki Türk “radikal güvercinler” bellidir. “Radikal şahinler” de bellidir, fakat önemli olan bunların arasında gidip gelen ve sayıları onlardan katbekat fazla olan kitledir. Onlar hakkında henüz kesin istatistiksel bilgiye sahip değiliz.

Belki de bu kitlenin büyük bir kısmı gündelik dertlerine düşmüş olarak Soykırım hakkında ciddi olarak düşünmemiştir bile.

 

– Diasporada, ayrı-ayrı davalar sayesinde atalarının mal varlığına sahip çıkma süreci başlamış durumda. Sizce bu yaklaşım, Ermenilerin toplu talepkârlığına ne ölçüde zarar verebilir veya emsal teşkil edebilir.

-Bu davalar ve Soykırımın resmen kabul edilmesi arasında doğrudan bir bağ görmüyorum, çünkü mal varlığını talep etme davası, 1915’ten başlayarak vuku bulan olayların soykırım veya bundan daha düşük bir şey olup olmadığı konusuna cevap vermemektedir.

Mahkemeye başvuranlar tarafından benim henüz fark etmediğim bir bağ gösterilebilinirse fikrimi değiştirmeye, hatta imkânların dâhilinde bu sürecin derinleşmesine destek vermeye hazırım.

İkincisi, Soykırımın tanınmasını ve bununla ilgili tazminat konusunu, salt gasp edilmiş mal varlığını geri almak sorununa çevirmemek gerekir.

Örneğin, ben baba tarafından fakir olan bir aileden gelmekteyim. Fakir ailelerin mirasçıları tazminat konusunda oyun dışı mı kalacak?

Bizde maalesef, maddi tazminatın sadece belgeleri korunmuş olan mal varlıklarıyla ilgili olduğu görüşü yayılmaya başlamıştır.

Soykırım hakkında Ermeni-Türk çatışması günün birinde çözüme ulaşacaksa, tazminat hakkında ciddi tartışmalar olmadan olamayacağı konusunda eminim.

Ben tazminatı, içinde hem maddi, hem manevi, hem de diğer unsurların yer bulduğu çok yönlü bir paket olarak görmekteyim.

Diğer taraftan, şayet Türk hükümeti, Soykırımı resmen tanımadan önce, kendisine “soykırım” terimini kabul etmeye mecbur kılmayan, fakat tarihi adaletsizliği veya yurdundan edilmiş ve katledilmiş Ermenilerin anısını tekrar yaşatacak sembolik veya somut adımlar atarsa (örneğin isimleri günümüzde değiştirilmiş, fakat 1915 yılında Ermenilerle meskûn olan köyler ve kasabalarda yerleşim yerinin eski ismini ve yerleşik Ermeni nüfusun Soykırımdan önceki sayısını belirten tabelalar yerleştirmek), bu ufak adımları da memnuniyetle karşılarım, çünkü daha önce de belirtmiş olduğum gibi tanımayı aniden, bir gecede olmayıp, yavaş-yavaş gerçekleşecek uzun bir süreç olarak görmekteyim.

 

 

*söyleşiyi Doğu Ermeniceye dönüştürmüştür.

** Ara Sancıyan Lübnan’da doğmuş, Ermeni Hayırseverlik Genel Derneği’nin Beyrut’ta faaliyet gösteren farklı okullarında okumuş, ardından Yerevan Devlet Üniversitesi tarih fakültesinde öğrenim görmüştür. Doktorasını Londra Üniversitesi’nde “Türkiye ve Arap komşuları 1954-1958” başlıklı teziyle yapmıştır. 1995-2005 yıllarında Beyrut “Haykazyan” Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olmuştur. Doktor Ara Sancıyan günümüzde, Michigan Üniversitesi’nin Dirborn’daki bölümünde Ermenistan ile Yakın ve Ortadoğu ülkelerinin yeni ve günümüz tarihi dersi vermekte ve aynı zamanda üniversitede faaliyet gösteren Ermeni Bilimleri Araştırma Merkezi’ni yönetmektedir.

 

Söyleşiyi gerçekleştiren: Anahid Kardaşyan

Türkçesi: Diran Lokmagözyan

 

Kaynak

Agunk (Akunq.net)

 

 

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.