Print Shortlink

DER ZOR ERMENİLERİN DİRİLİŞ NOKTASI

2012 Nisan 24

Deyrizor, Der-ez Zor ya da Deir Ezzor (Arapça: دير الزور‎) Suriye’nin kuzeydoğusunda Fırat Nehri üzerinde yer alan bir şehirdir. Deyrizor Vilayeti’nin başkenti olan şehir Şam’dan 450 km uzaklıkta olup, şehirde 2004 nüfus sayımına göre 239,000 kişi yaşamaktadır.

Der Zor 1867 yılına kadar küçük bir kasabaydı. O yıldan sonra Osmanlı işgali döneminde büyüdü.

Der Zor dünyanın en tozlu kenti.

Der Zor. Üzerinde ot bitmeyen, sıcakla çatlayan çöl toprağıdır. Kimi yerde ince kum, genellikle katı, sert toprağın üzerinde seyrek dikenlerden başka bir şey gözükmeyen, göz ufkunda uzanıp giden bir çöl. Güneş tepede. Bu topraklarda yürümek, akrepler, çıyanlarla, yılanlarla haşır neşir demektir.

1915’teki ‘Tehcir’, Osmanlı Ermenilerini bulundukları yerlerden, evlerinden barklarından ‘savaş durumu’ ve ‘askeri gerekçeler’le iddiasıyla kaldırarak, Der Zor’a nakledilme kararıydı.

O tarihte, 1915 yazında insanları yüzlerce kilometre öteden kaldırıp, çoluk çocuk, yaşlı ve kadınlarla buraya göndermenin hiçbir ‘askeri önlem’le açıklanması söz konusu mümkün değildir. Bunun tek açıklaması olabilir: Gönderilen insanları imha etmek!

Bunu Der Zor’u görmeden anlayamazsınız. Ya da Der Zor mıntıkasını görünce gayet iyi anlarsınız…

24 Nisan 1915’te aralarında Meclis üyesi, milletvekili olanların da dahil olduğu, İstanbul’un ileri gelen Ermeni aydınları ve şahsiyetleri Haydarpaşa Garı’ndan yola çıkarıldılar. 220 kişiydiler. 139’unun akıbetini daha sonra kimse öğrenemedi.

27 Mayıs 1915 tarihinde ise ‘Tehcir’ kararı çıktı. Anadolu’nun her yanından, evet her yanından, sadece ‘cephe’ kabul edilen ve yoğun yaşadıkları Doğu Anadolu’dan değil, Trakya’dan, Batı Anadolu’dan ve Orta Anadolu’dan 1 milyona yakın -’Tehcir’ kararının bir numaralı sorumlusu Talat Paşa’nın defterlerine göre 924 bin küsur kişi- Der Zor’a kaydırılmak üzere, sürüldüler.

İnsanların o yılların acımasız şartlarında yollarda susuzluktan, açlıktan ölmeleri ya da kimi çetelerin saldırılarına maruz kalarak öldürülmeleri şayet ‘bir şeyin olmadığının’ ispatı için ileri sürülüyorsa, bu kadar dil dökmeye gerek yok. Buraları görünce, buralara vardıkları takdirde de zaten ‘ölmeye gönderildiklerini’ anlayabilmek için fazla gayret gerekmiyor.

Onbinlerce insan evlerinden, yurtlarından, yuvalarından koparılmış bir bilinmeze doğru sürükleniyordu. Batı Ermenistan’nın dört bir yanından kafileler Suriye çöllerine, Der Zor’a akiyordu. Binlercesi yollarda öldü. Bir o kadari da anne babalarından, kardeş ve evlatlarından koparıldı.

Bu yerin kitlesel öldürmenin sistematik sürecidir. Karanlık bir harita üzerinde işaretlenmiş sembolik bir yer, veciz bir isimdir. Der Zor hiç aklınızdan çıkmayan ya da bir çapak ya da diken gibi sizi rahatsız eden bir terimdir: “Der” “Zor” — sert, testere, bıçak gibi. Der Zor: 1915 ve 1916’da yüz binlerce Ermeni’nin Osmanlı Türk hükümetinin I. Dünya Savaşı örtüsü altında gerçekleştirdiği soykırıma doğru zorla yürütüldüğü nihai varış yeridir burası.”

1915 olaylarında Suriye’nin ıssız steplerinde sayısız insan ölmüş, ama Bedeviler yine de pek çok kadın ve çocuğu kurtarmıştı. İşte şimdi Der Zor kentin merkezinde, kum taşından gösterişli bir cephe yer alıyor. Burası, ‘Nahadagas kilisesi’ (“Kutsal Ermeni Şehitleri Kilisesi”) ve müze var. Bugün Der Zor’da bir kaç aile Ermeni yaşamakta.

“Kutsal Ermeni Şehitleri Kilisesi…”, Ermeni soykırımını anlatan anıtlardan biri ve faaliyetlerini Halep Ermeni apostolik kilisesi diakosluğu himayesinde sürdürüyor. Cam bloklar altında kemik ve kafatası parçaları sergileniyor burada. Ve üzeri yazılı cam kavanozlar içinde, Ermenilerin sürgün edildikleri vatandan, yani Türkiye’den (Batı Ermenistan’dan ve Osmanlı işgalı altında olan topraklardan) getirilmiş toprak bulunduruluyor.

Der Zor, Ermeni halkının hafızasında önemli bir yerdir. Soykırımın son duraklarından, Ermenilerin son kez kırıma uğratıldığı tüketildiği yerlerden. Der Zor’daki günümüzün Ermeni kilisesi ve Soykırım Müzesi aynı zamanda bu kurbanlar için bir anıt müzedir. Her şeye rağmen yok olmayan Ermeni halkını simgelediğini de söyleyebiliriz. Kilise ve anıt müze küllerinden yeniden doğan Ermeni ulusu tasvir eder.

Amerika´nın Halep Konsolosu Jesse B. Jackson, Büyükelçi Henry Morgenthau’ya gönderdiği raporda, 3 Şubat 1916 tarihi itibariyle Halep ve Şam civarları ile Fırat nehri boyunca Der Zor’a kadar olan bölgede toplam 486.000 kişinin hayatta olduğunu bildirmekteydi. İttihat ve Terakki Hükümeti’nin Ermenilerin yeni yerleşim yerlerindeki toplam nüfusu, müslüman nüfusun % 10’unu aşamayacak şeklindeki emrini uygulamak için Der Zor’da yaz aylarında birçok katliam yapıldı. Yaklaşık 200.000 civarında Ermeni´nin imha edildiğini yazarlar tarihçiler.

Bölgede olup bitenleri yakından izleyen Almanya’nın Halep Konsolosu Rössler, 27 Nisan 1916´da, Der Zor Mutasarrıflığı için ‘‘20 Nisan tarihinde Der Zor’da görev yapan bir Türk subayından öğrendiğime göre, Der Zor mutasarrıfı yerli halkın % 10’u kadar Ermeni’yi orada (Der Zor’da) bırakıp gerisini Musul’a sürmek üzere emir almış’’ şeklinde bir rapor gönderir.

5 Eylül 1916´da Halep’dan Alman diplomat Hoffmann, İstanbul’daki Büyükelçiliğe şu raporu gönderir. Fırat kıyısından Der Zor’a kadar herbirinde 1-2 bin kişinin bulunduğu küçük kamplar var. Son seyahatimde gördüğüm 20-30 bin Ermeni insani düşünen mutasarrıf yönetiminde biraz nefes alabilmişlerdi. Ancak birkaç ay önce yeni atanan şimdiki acımasız mutasarrıf Çerkes Zeki Bey, birkaç zanaatkarın dışındaki herkesi ve 1.200 çocuğu tekrar sürgüne gönderdi. Duyduğuma göre Habur nehri civarlarında genel kanıya göre katledildiler veya herhangi bir şekilde öldüler. El-Hammam yakınlarında aileleri olmayan 6-700 Ermeni hükümete çalışıyorlar. Kış soğuğu gönderilenleri kesinlikle ortadan kaldıracaktır. Der Zor’dan resmi olarak Musul’a gönderilenlerin akibeti konusunda, son aylarda kaç kişinin oraya geldiğini Musul Konsolosundan sordum. Bana verilen bilgiye göre, 15 Nisan’da 19.000 kişilik 4 kafile iki ayrı yoldan Der Zor’dan çıktılar. Habur nehri kıyısındaki bir kampta birleştiler. 22 Mayıs’ta, yani 5 hafta sonra bu kafileden yaklaşık 2.500 kişi, aralarında birkaç yüz erkek Musul’a vardılar. Kadınların ve kızların bir kısmı yolda Bedevilere satıldı. Geri kalanlar açlık ve susuzluktan yolda öldüler. 3.5 aydan beri Musul’a yeni kafile gelmedi. Gerçek, Der Zor’daki halkın düşüncesine ve bunu kanıtlayan gerçek bilgilere göre yeni Çerkes mutasarrıfın hükümdarlığı altında, Der Zor’dan gönderilenlere Fırat-Habur üçgeninde kısa süren bir muamele yapıldığıdır. Ölenlerin çocukları için kurulan yetimhaneler henüz dağıtılmadı. Buradaki sürgün komiserinin yardımcısı yönetici hemşire resmi olarak, bu yetimlerin Konya’daki büyük ulusal yetimhaneye gönderileceklerini, Türk ismi alacaklarını ve Türk gibi (yani müslüman) yetiştirileceklerini açıkladı.

Sonuç olarak; Der Zor Ermenilerin büyük acısı 20. yy.’ın ilk soykırımı ve medeni sayılan insanlığın en büyük ayıbıdır.

20. yy.’ın başında Osmanlı Türkiyede 1.5 milyon Ermeni katledildi. Onların büyük bir kısmı Der Zor çöllerinde katledildi ve yaşamını kaybetti.

Der Zor Ermeniler için yok olmanın, inanılmaz acıların bir sembolü.

DER ZOR ERMENİLERİN DİRİLİŞ NOKTASI

 

Faktör 301

 

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.